Eşlik Eden Engellilik ve AuDHD: Görünmezliğin Üç Katmanı
Fiziksel engellilik ile nöroçeşitliliğin (Otizm, DEHB, AuDHD) bir arada bulunması ve tanısal gölgeleme süreçlerinin yarattığı görünmezlik.
Bölüm 1: Eşlik Eden Engellilik Nedir?
Psikiyatri ve özel eğitim literatüründe **"Eşlik Eden Engellilik" (Co-occurring Disability)**, bir bireyin hem fiziksel veya duyusal bir engele (örn. görme engeli, işitme engeli, ortopedik engeller) hem de nörogelişimsel bir farklılığa (Otizm, DEHB, Disleksi veya bunların kombinasyonu olan AuDHD) sahip olması durumunu tanımlar. Nöroçeşitlilik paradigması, bu iki durumun bir arada bulunmasının bireyin dünyayı algılama ve deneyimleme biçiminde lineer olmayan, son derece karmaşık ve kendine has etkileşimler yarattığını vurgular.
Ancak klinik pratikte bu birliktelik genellikle "Tanısal Gölgeleme" (Diagnostic Shadowing) engeline takılır. Tanısal gölgeleme; uzmanların veya hekimlerin, bireyin sergilediği tüm davranışsal, bilişsel veya sosyal zorlukları halihazırda teşhis edilmiş olan bariz fiziksel engele bağlaması ve altta yatan nöro-farklılığı tamamen gözden kaçırması eğilimidir. Örneğin; tekerlekli sandalye kullanan bir çocuğun sınıf içindeki aşırı uyarılma krizleri (meltdownlar) nörolojik bir duyusal hassasiyetten ziyade "fiziksel engelin getirdiği psikolojik hüsran" olarak yorumlanabilir. Nöro-kapsayıcı bir yaklaşım, engelliliği tek boyutlu bir eksiklik olarak değil, bu kesişimsel katmanlarıyla birlikte ele almayı zorunlu kılar.
---
Bölüm 2: Görme Engeli, Otizm ve DEHB Kesişimi
Psikolog Ayşen Altay ve Psikolog Sevdenur Arslan'ın *İçten Dışa Nöroçeşitlilik* podcast serisinde derinlemesine ele aldıkları "Görme Engellilik + Otizm + DEHB" (AuDHD) kesişimi, tanısal gölgelemenin en dramatik biçimde yaşandığı alanlardan biridir. Görme engeli olan bir çocuğun sosyal etkileşimlerde yaşadığı zorluklar, akranlarıyla iletişim kuramaması veya tekrarlayıcı bedensel hareketleri (stimming) klinik değerlendirmelerde doğrudan görme kaybına atfedilir. "Göz temasından kaçınması veya sosyal ipuçlarını okuyamaması zaten göremediği içindir" veya "kendi etrafında sallanması göremediği için duyusal uyarım arayışıdır" denilerek çocuğun otizm spektrumundaki varlığı yıllarca teşhis edilemez.
Bu durum, görme engelli nöroözgün bireylerde duyusal aşırı yüklenmelerin de (sensory overload) yanlış yorumlanmasına yol açar. Birey, çevresel uyarım eksikliğine bağlı bir sıkışma yaşarken aynı zamanda işitsel ve dokunsal uyaranlara karşı otistik bir hassasiyet barındırabilir. Hem DEHB'nin getirdiği dopamin uyarımı arayışı (yenilik, hareket) hem de otizmin talep ettiği öngörülebilirlik (sabit sesler, bilinen dokular), dış dünyadan görsel bilgi akışı olmadığında sinir sistemi üzerinde çok daha ağır bir bilişsel yük oluşturur.
Geç tanı almak, bireyin kendi nörolojik yapısını anlamlandırmasını engeller. Birey uzun yıllar boyunca yaşadığı zorlukları kendi "yetersizliği" veya "uyumsuzluğu" olarak etiketler; bu da kronik bir özgüven kaybı ve ikincil travmalar yaratır.
---
Bölüm 3: Üçlü Görünmezlik Sarmalı ve Klinik Önyargılar
Kesişimsellik (intersectionality) kuramı çerçevesinde incelendiğinde; **kadın cinsiyeti, fiziksel engellilik ve nörogelişimsel farklılık (AuDHD)** bir araya geldiğinde en derin "tanısal görünmezlik sarmalı" oluşur. Kadınlarda otizm ve DEHB'nin yüksek maskeleme (kamufle etme) yeteneği sebebiyle zaten geç teşhis edildiği bilinmektedir. Bu tabloya bir de fiziksel/duyusal engellilik eklendiğinde, bireyin yaşadığı içsel kaos klinisyenler tarafından tamamen görünmez kılınır.
Klinik ortamlarda var olan önyargılar, engelli kadınların nörolojik zorluklarını ve dikkat/odaklanma açmazlarını sıklıkla "histerik, duygusal hassasiyet, depresyon veya fiziksel engele uyum sağlama zorluğu" olarak yaftalar. Bireyin nörogelişimsel sınırları (yönetici işlev bozuklukları, duyusal krizler) tıbbileştirilmiş bir "engelli psikolojisi" potasında eritilir.
Tanı anı, bu görünmezlik sarmalından çıkışın ve iyileşmenin ilk adımıdır. Kişinin nihayet "AuDHD ve engelli bir birey" olarak kendini konumlandırabilmesi, geçmişteki tüm okul, iş ve ilişki travmalarını geriye dönük olarak yeniden anlamlandırmasını sağlar. Bu farkındalık, bireyin kendi sinir sisteminin sınırlarına saygı duymasına, nöro-onaylayıcı regülasyon stratejileri geliştirmesine ve en önemlisi kendini suçlamaktan vazgeçerek kendi özgün kimliğini inşa etmesine olanak tanır.
> [!TIP]
> Pratik Uygulama: Nöro-kapsayıcı yaklaşım, engelliliği tek boyutlu değil, kesişimsel olarak ele almalıdır